Kıyâmet Suresi - 20-25 . Ayet Tefsiri

Ayet


  • كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَۙ
    ﴿٢٠﴾
  • وَتَذَرُونَ الْاٰخِرَةَۜ
    ﴿٢١﴾
  • وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌۙ
    ﴿٢٢﴾
  • اِلٰى رَبِّهَا نَاظِرَةٌۚ
    ﴿٢٣﴾
  • وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌۙ
    ﴿٢٤﴾
  • تَظُنُّ اَنْ يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌۜ
    ﴿٢٥﴾

Meal (Kur'an Yolu)


﴾20﴿
Hayır (ey insanlar)! Doğrusu siz çabucak gelip geçeni seviyorsunuz,
﴾21﴿
Âhireti ise bir yana bırakıyorsunuz.
﴾22-23﴿
Oysa o gün bir kısım yüzler rablerine bakarak mutlulukla parıldayacaktır;
﴾24-25﴿
Bir kısım yüzler ise o gün insanın belini kıracak bir felâketi sezerek sararıp solacaktır.

Tefsir (Kur'an Yolu)


Hz. Peygamber’in vahyi alışıyla ilgili özel olarak kendisine hitap eden ara cümlelerden sonra bu âyetlerde insanlığa yönelik genel bir hitapla tekrar başa dönülerek müşriklerin öldükten sonra dirilme olmayacağına dair iddiaları reddedilmekte, bu konuda geçerli mazeretlerinin bulunmadığı, fakat dünya zevk ve lezzetlerine düşkünlüklerinden dolayı âhiret hayatını reddettikleri ve bu sebeple kınandıkları anlaşılmaktadır. İnsanların kınanmasının sebebi dünya nimetlerini sevmeleri değil, bu yüzden âhireti terketmeleridir. Çünkü dünya nimetleri insanlar için yaratılmıştır (krş. A‘râf 7/31-33).

 22. âyette geçen “o gün”den maksat kıyamet günüdür. İnsanların kaçacak yer aradığı o günde dünyada iman edip iyi işler yapanların gönülleri sevinçli, mutlu, yüzleri ise güzel ve aydınlık olacaktır. 23. âyette “Rablerine bakarak mutlulukla parıldayacaktır” diye çevirdiğimiz cümleyi Ehl-i sünnet kelâmcıları “Müminler âhirette Allah’a bakarlar, O’nu görürler” şeklinde anlamışlardır. Nitekim Hz. Peygamber’in de ashabına, dolunayı gördükleri gibi Allah’ı göreceklerini haber verdiği rivayet edilmiştir (Buhârî, “Tevhîd”, 24). Tenzih ilkesinden hareket eden Mu‘tezile kelâmcıları ise Allah’ın dünyada da âhirette de görülemeyeceğini savunmuşlardır. Onlar “Rablerine bakarak mutlulukla parıldayacaktır” meâlindeki cümleyi, –âyette geçen “nâzıra” kelimesinin kökünde “bekleme” anlamının da bulunmasından dolayı– “Rablerinin sevabını beklerler, ümit ederler” şeklinde tevil etmişlerdir (bk. Zemahşerî, IV, 192; Râzî, XXX, 226-229). 

Ancak bize göre Mu‘tezile’nin bu husustaki kaygısı ve Ehl-i sünnet’e eleştirileri yersizdir; ayrıca ilgili âyete getirdikleri tevil de dil ve yorum kurallarına aykırıdır. Âyette müminlerin cennette Allah’ı görecekleri açıkça ifade edilmektedir; bu görmenin mahiyeti ise –Ehl-i sünnet âlimlerinin belirttikleri gibi– bizim bilgi ve kavrama imkânlarımızı aşmaktadır. Kısacası müminler, cennette Allah’ı “nicelik ve nitelik ölçülerinin dışında” (bilâ kemmin velâ keyfin) görecekler ve bu görme bütün cennet nimetlerini gölgede bırakacak derecede yüce bir mutluluk verecektir (Ayrıca bk. A‘râf 7/143). 

 Dünyada gerçekleri inkâr eden ve kötü işler yapan kâfirlerin ise yüzleri sararıp solacaktır, gönülleri mutsuz olacaktır. Çünkü büyük bir korku içinde “belleri kıracak” şeklinde nitelenen musibetin gelmesini beklemektedirler (Şevkânî, V, 391). 25. âyette “bel kemiklerini kıran” diye çevirdiğimiz fâkıra kelimesi bel kemiğini kırıp omuriliğe isabet eden, yani belleri kırıp parçalayan darbe, mecazi anlamda büyük musibet ve felâketler için kullanılmıştır (Elmalılı, VIII, 5483).


Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 509-510
Kıyâmet Suresi Ayet Listesi