Necm Suresi - 36-54 . Ayet Tefsiri

Ayet


  • اَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فٖي صُحُفِ مُوسٰىۙ
    ﴿٣٦﴾
  • وَاِبْرٰهٖيمَ الَّذٖي وَفّٰىۙ
    ﴿٣٧﴾
  • اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۙ
    ﴿٣٨﴾
  • وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ
    ﴿٣٩﴾
  • وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰىࣕ
    ﴿٤٠﴾
  • ثُمَّ يُجْزٰيهُ الْجَزَٓاءَ الْاَوْفٰىۙ
    ﴿٤١﴾
  • وَاَنَّ اِلٰى رَبِّكَ الْمُنْتَهٰىۙ
    ﴿٤٢﴾
  • وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰىۙ
    ﴿٤٣﴾
  • وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَاۙ
    ﴿٤٤﴾
  • وَاَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ
    ﴿٤٥﴾
  • مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰىࣕ
    ﴿٤٦﴾
  • وَاَنَّ عَلَيْهِ النَّشْاَةَ الْاُخْرٰىۙ
    ﴿٤٧﴾
  • وَاَنَّهُ هُوَ اَغْنٰى وَاَقْنٰىۙ
    ﴿٤٨﴾
  • وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰىۙ
    ﴿٤٩﴾
  • وَاَنَّـهُٓ اَهْلَكَ عَاداًۨ الْاُو۫لٰىۙ
    ﴿٥٠﴾
  • وَثَمُودَا۬ فَمَٓا اَبْقٰىۙ
    ﴿٥١﴾
  • وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُؕ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰىؕ
    ﴿٥٢﴾
  • وَالْمُؤْتَفِكَةَ اَهْوٰىۙ
    ﴿٥٣﴾
  • فَغَشّٰيهَا مَا غَشّٰىۚ
    ﴿٥٤﴾

Meal (Kur'an Yolu)


﴾36-37﴿
Yoksa Mûsâ’nın ve ahde vefa örneği İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu hususlardan haberi yok mu?
﴾38﴿
Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.
﴾39﴿
İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder.
﴾40﴿
Ve çabasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir.
﴾41﴿
Sonra kendisine karşılığı tastamam verilecektir.
﴾42﴿
En sonunda yalnız rabbine varılacaktır.
﴾43﴿
Güldüren de O’dur, ağlatan da.
﴾44﴿
Öldüren de O’dur, yaşatan da.
﴾45-46﴿
Rahime atıldığı zaman nutfeden (embriyo) erkeğiyle dişisiyle iki cinsi yaratan da O’dur.
﴾47﴿
Öteki yaratma da (öldükten sonra diriltme) O’na aittir.
﴾48﴿
Çok veren de O’dur, az veren de.
﴾49﴿
Şi‘râ yıldızının rabbi de O’dur.
﴾50﴿
Eski Âd kavmini helâk eden de O’dur.
﴾51﴿
Semûd’u da öyle. Hem de geriye bir şey bırakmadan!
﴾52﴿
Bunlardan da önce Nûh kavmini. Çünkü onlar çok zalim ve çok azgın idiler.
﴾53﴿
Altı üstüne getirilmiş şehirleri de O helâk etti.
﴾54﴿
Onları üzerilerine yağan felâketlere gömdü!

Tefsir (Kur'an Yolu)


Önceki âyetlerde eleştirilen tavır vesilesiyle, o sırada muhatap­ların hakkında en fazla bilgiye sahip oldukları peygamberlerden Hz. İbrâhim ve Hz. Mûsâ’ya indirilen vahiylerin özüne değinilmektedir. Bu âyetlerin ilk kısmında (38-42. âyetlerde) hatırlatılan ilkeler ve bilgiler –konuya ilişkin başka naslar da dikkate alınarak– şöyle açıklanabilir:

a) Sorumluluk: Kur’an’da değişik vesilelerle belirtildiği üzere, suçların ve cezaların şahsîliği esastır; –istese de– kimse başkasının günahını yüklenemez. b) Kesp: Herkes bütün sırlarını ve inceliklerini bilemeyeceğimiz bir sınav düzeni içinde iradî seçimler yapmak durumundadır. c) Hesap verme: Dünya hayatında iradî seçimle yaptığı her iş mahşer günü insanın önüne konacak, iyilik ve kötülükleri görülecek, bu konuda tamamen âdil bir yargılama yapılacaktır. d) Karşılık verme: Sözü edilen yargılamanın sonunda herkese yaptıklarının karşılığı tastamam verilecektir. e) Nihaî takdir: Yapılanların karşılığı verilirken kimsenin en küçük bir haksızlığa uğratılmayacağı kesin olmakla beraber, ilâhî lutuf ve bağışlama hususu Allah’ın mutlak iradesine bağlıdır; bu konuda mümine düşen, ümitvar olmak, ama buna güvenerek gevşeklik göstermemektir.

39-40. âyetler dürüstlükle çalışıp çabalamanın, alın teriyle kazanmanın Allah nezdindeki değerine de işaret etmektedir.

43-49. âyetlerde insanın hayat-ölüm çizgisi içinde cereyan eden her oluşun ve evrende olup biten her şeyin Allah Teâlâ’nın irade ve kudretine bağlı bulunduğunu gösteren örnekler verilmekte; 50-54. âyetlerde de inkârcılıkları sebebiyle helâk edilen bazı eski toplumların başına gelenler hatırlatılmaktadır. 47. âyette geçen ve “öteki yaratma” diye tercüme edilen “en-neş’etü’l-uhrâ” tamlaması genellikle “öldükten sonra diriltme” mânasıyla açıklanmıştır. Râzî, önceki âyetlerde insanın yaratılışından söz edilmesini ve başka bazı delilleri dikkate alarak bu tamlamayla, cenine ruhun üflenmesine işaret edilmiş olabileceği kanaatine ulaştığını belirtir (XXIX, 21). 48. âyet “Zengin eden de O’dur, yoksul kılan da” şeklinde de anlaşılmıştır (Şevkânî, V, 135).

49. âyette geçen Şi‘râ, bazı Arap kabilelerinin şans kaynağı saydıkları, bahtlarını kendisine bağladıkları ve bu sebeple taptıkları en parlak yıl­dız olarak anlaşılmıştır. Batı dillerinde yazılan meâl ve tefsirlerde, Şi‘râ karşılığında genellikle “Sirius” kelimesinin kullanılması da bu anlamdan hareketle yapılmış bir çeviridir (meselâ bk. Arthur J. Arberry, The Koran, s. 552; Hamidullah, Le Saint Coran, s. 528). Sirius, dilimizde Akyıldız veya Şuarayıyemânî olarak bilinen ve Büyükköpek takım yıldızı içinde yer alan en parlak yıldızın adıdır. Öyle anlaşılıyor ki, âyette Allah’ın Şi‘râ’nın da rabbi olduğu belirtilerek, bir tür şirk olan ve yukarıda değinilen telakkilerin temelden yıkılması hedeflenmektedir.

53. âyette geçen “altı üstüne getirilmiş şehirler” genellikle, Lût kavmi ve oturdukları yerler şeklinde açıklanmıştır; fakat benzer felâketlere uğratılarak ilâhî cezaya çarptırılmış bütün toplumların kastedilmiş olması da muhtemeldir (Râzî, XXIX, 24).


Kaynak :
Necm Suresi Ayet Listesi
Sesli ve Görüntülü Yayınlar
  • Diyanet TV

  • Diyanet Kur'an Radyo

  • Diyanet Radyo

  • Diyanet Haber

  • Diyanet Yayınları