Kur'an ,Meal ve Tefsir Okuma Alanı. Seslendirmek istediğiniz ayetin üzerine çift tıklayınız.

Nebe Suresi

582
30 . Cüz
Nebe Sûresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla

Nüzûl

         Mushaftaki sıralamada yetmiş sekizinci, iniş sırasına göre sekseninci sûredir. Meâric sûresinden sonra, Nâziât sûresinden önce Mekke’de inmiştir.

Adı/Ayet Sayısı

         Sûre adını 1. âyette geçen, “haber” anlamındaki nebe’ kelimesinden almıştır. Bazı kaynaklarda sûrenin başındaki soru cümlesi “Amme yetesâelûn” ile de anılmıştır (Zemahşerî, IV, 206; Buhârî, “Tefsîr”, 78). Bunların dışında “Amme, Tesâül, Mu‘sırât” adlarıyla da anılmaktadır (bk. İbn Âşûr, XXX, 5).

Konusu

         Sûrede ağırlıklı olarak kıyamet, öldükten sonra dirilme, hesap, ceza ve mükâfat konuları ele alınmış, Allah’ın varlık ve kudretini gösteren deliller ile melekler konusuna da yer verilmiştir
1-5
Ayet
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
عَمَّ يَتَسَٓاءَلُونَۚ
١
عَنِ النَّبَأِ الْعَظ۪يمِۙ
٢
اَلَّذ۪ي هُمْ ف۪يهِ مُخْتَلِفُونَۜ
٣
كَلَّا سَيَعْلَمُونَۙ
٤
ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
٥
Meal
Birbirlerine neyi soruyorlar? 1﴿ Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)? 2-3﴿ Hayır, ileride bilecekler. 4﴿ Yine hayır; ileride bilecekler. 5﴿

Tefsir

Nebe’ “önemli haber” demektir. Burada ise “kıyamet haberi” anlamında kullanılmıştır. Kıyamet gününde evrendeki mevcut kozmik düzenin bozulması, Allah’tan başka var olan her şeyin yok olması, öldükten sonra yeniden dirilme, hesaba çekilme vb. önemli olaylar meydana geleceği için onunla ilgili habere “büyük haber” denilmiştir. “Haberden maksat kıyamet olayları değil onu bildiren Kur’an’dır veya Hz. Muhammed’in peygamberliğidir” diyenler de vardır (Ateş, X, 286; krş. Sâd 38/67). Tefsirlerde anlatıldığına göre Hz. Peygamber müşriklere Allah’ın birliğinden ve öldükten sonra dirilmenin gerçekleşeceğinden bahsedip de onlara Kur’an âyetlerini okuyunca, “Muhammed ne getirdi? Neler anlatıyor?” diye birbirlerine sormaya başlamışlar, bunun üzerine açıklanan âyetler inmiştir (Şevkânî, V, 419-420).


Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 535
6-11
Ayet
اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ مِهَاداًۙ
٦
وَالْجِبَالَ اَوْتَاداًۖ
٧
وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجاًۙ
٨
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتاًۙ
٩
وَجَعَلْنَا الَّيْلَ لِبَاساًۙ
١٠
وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشاًۖ
١١
Meal
Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? 6-7﴿ Sizleri (erkekli-dişili) eşler halinde yarattık. 8﴿ Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık. 9﴿ Geceyi (sizi örten) bir elbise yaptık. 10﴿ Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık. 11﴿

Tefsir

İnsanlığın yaşamasına uygun bir duruma getirilmiş olan yer küresi, üstünde insanların oturup kalkmasına, yatıp uyumasına elverişli olan döşeğe benzetilirken dağlar da arzı yerinde ve dengede tutmak için çakılmış kazıklara benzetilmiştir. Çünkü dağlar yer yuvarlağının dengesini sağlamaktadır. Nitekim başka âyet-i kerîmelerde insanları sarsmasın diye yeryüzüne sabit dağların yerleştirildiği bildirilmiştir (meselâ bk. Nahl 16/15; Mürselât 77/27). Dağların, içinde madenlerin bulunması, suların birikmesi, üstünde çeşitli bitki ve ormanların oluşması vb. sayılamayacak kadar çok faydaları vardır. Allah Teâlâ, yaratıp dağlarla dengesini sağladığı bu yeryüzünde insanların huzur ve sükûn içerisinde mutlu bir şekilde yaşamaları ve nesillerini devam ettirmeleri için onları erkekli dişili çiftler yaratmıştır; 8. âyet bunu ifade eder (krş. Rûm 30/21; Necm 53/45).


  “Dinlenme” vesilesi diye çevirdiğimiz sübât kelimesi sözlük mânaları yanında mecaz olarak “ölüm” anlamında da kullanılmaktadır. Uyku bir dereceye kadar hareket ve faaliyeti kestiği için ölüme benzetilerek ona da sübât denmiştir (Zemahşerî, IV, 207; Şevkânî, V, 421).


Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 536
12-16
Ayet
وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعاً شِدَاداًۙ
١٢
وَجَعَلْنَا سِرَاجاً وَهَّاجاًۖ
١٣
وَاَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَٓاءً ثَجَّاجاًۙ
١٤
لِنُخْرِجَ بِه۪ حَباًّ وَنَبَاتاًۙ
١٥
وَجَنَّاتٍ اَلْفَافاًۜ
١٦
Meal
Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik. 12﴿ Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık. 13﴿ Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık. 14-16﴿

Tefsir

“Üstünüzde yedi kat sağlam gök yaptık” meâlindeki 12. âyet bazı farklılıklarla Kur’an’da birkaç defa geçmiş, oralarda gereken açıklama yapılmıştır (meselâ bk. Bakara 2/29; Mülk 67/3). Kubbemsi gökleri, alev alev yanarak dünyayı aydınlatan güneşi, bolca yağmur indirerek yeryüzünde birçok nimetin yetişmesine ve hayatın devam etmesine vesile olan bulutları yaratan yüce kudret, bu evreni yok edip mahiyeti ve sistemiyle yeni bir âlem kurmaya elbette kadirdir; işte o âhiret âlemidir.


Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 536
17-20
Ayet
اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ م۪يقَاتاًۙ
١٧
يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ اَفْوَاجاًۙ
١٨
وَفُتِحَتِ السَّمَٓاءُ فَكَانَتْ اَبْوَاباًۙ
١٩
وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَاباًۜ
٢٠
Meal
Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir. 17﴿ Bu, sûra üfürüleceği gün gerçekleşir ve siz bölük bölük gelirsiniz. 18﴿ Gök açılır ve kapı kapı olur. 19﴿ Dağlar yürütülür, serap haline gelir. 20﴿

Tefsir

“Ayırım günü”nden maksat hakkın bâtıldan, haklının haksızdan, müminin inkârcıdan ayırt edileceği ve dünyada yapılanların karşılığının verileceği büyük hesap günüdür. Cenâb-ı Allah’ın belirlediği ve yalnız kendisinin bildiği kıyametin zamanı geldiğinde insanlar ve diğer bütün canlılar bir araya gelecek ve yüce Allah onların arasında hükmünü verecek, böylece dünyada işlenmiş bütün haksızlıklar karşılığını bulacak, kusursuz adalet gerçekleşecektir. İşte o güne “ayırım günü” veya “hüküm günü” denmesinin sebebi budur (Kurtubî, XIX, 173).


  Bu âyet “Şüphesiz buluşma günümüz ayırım günü olacaktır” şeklinde de anlaşılabilir. O gün sûra üflenince insanlar kabirlerinden kalkıp bölük bölük mahşer yerinde toplanacaklardır (sûr hakkında bilgi için bk. En‘âm 6/73; Hâkka 69/13).


Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 536-537
21-28
Ayet
اِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَاداًۙ
٢١
لِلطَّاغ۪ينَ مَاٰباًۙ
٢٢
لَابِث۪ينَ ف۪يهَٓا اَحْقَاباًۚ
٢٣
لَا يَذُوقُونَ ف۪يهَا بَرْداً وَلَا شَرَاباًۙ
٢٤
اِلَّا حَم۪يماً وَغَسَّاقاًۙ
٢٥
جَزَٓاءً وِفَاقاً
٢٦
اِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَاباًۙ
٢٧
وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كِذَّاباًۜ
٢٨
Meal
Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir. 21-23﴿ Orada ne bir serinlik ve ne de içecek bir şey tadacaklar! 24﴿ Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler. 25-26﴿ Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı. 27﴿ Âyetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı. 28﴿

Tefsir

Sûrenin başından buraya kadar Yüce Allah’ın kudretini gösteren deliller sıralanarak yeniden dirilmenin gerçekleşeceği açıkça ortaya konduktan sonra inkârcıların âhiretteki durumları ele alınmıştır. Mülk sûresinin 8. âyetinde canlı bir varlık gibi tasvir edilerek neredeyse öfkesinden çatlayacak duruma geleceği bildirilen cehennem, burada da pusuda düşmanı gözetleyen bir savaşçı gibi tasvir edilmektedir.


 23. âyetteki ahkåb kelimesi “belirsiz uzun süre” anlamına gelen hukubun çoğuludur. Bu kelimenin cehennem azabının süresiyle ilgili olması, İslâm âlimleri arasında önemli bir görüş ayrılığının ortaya çıkmasında etkili olmuştur. İlk dönemlerden itibaren aralarında Hz. Ömer, Hz. Ali ve Abdullah b. Abbas ile İbn Teymiyye gibi önde gelen Sünnîler’in de bulunduğu bazı âlimler ve İbnü’l-Arabî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi bir kısım mutasavvıflar, diğer bazı âyetler yanında (meselâ bk. En‘âm 6/128; Hûd 11/106-108), özellikle “Orada yıllar ve yıllar boyu kalırlar” meâlindeki konumuz olan 23. âyete, ayrıca Allah’ın rahmetinin her şeyi kuşattığını (A‘râf 7/156), rahmetinin azabına üstün geldiğini, azabını geçtiğini (Buhârî, “Tevhîd”, 15, 55; Müslim, “Tevbe”, 14-16) bildiren âyet ve hadislere dayanarak cehennemin ve / veya cehennem azabının, uzun asırlar ifade eden bir sürenin ardından sona ereceğini yahut içindekilerin azaptan etkilenmeyecek hale geleceklerini düşünmüşlerdir. Ehl-i sünnet âlimlerinin büyük çoğunluğu ise diğer bazı deliller yanında, Kur’ân-ı Kerîm’in ilgili birçok yerinde sık sık ebedîlik anlamı içeren “hulûd” ve “ebed” kavramlarının kullanılmasına ve daha başka delillere dayanarak, inkârcılar ve müşrikler için cehennem azabının sonsuzluğunu savunmuşlardır (bu konuyla ilgili tartışmalar ve ileri sürülen deliller hakkında geniş bilgi için bk. Yusuf Şevki Yavuz, “Azap”, DİA, IV, 305-309; Bekir Topaloğlu, “Cehennem”, VII, 231-232).


Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 537
29-30
Ayet
وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ كِتَاباً
٢٩
فَذُوقُوا فَلَنْ نَز۪يدَكُمْ اِلَّا عَذَاباً۟
٣٠
Meal
Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfûz'da) tamamiyle sayıp tespit ettik. 29﴿ Kafirlere şöyle denilir: "Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız." 30﴿

Tefsir

Ağırlıklı yoruma göre 29. âyette kayıt altına alındığı bildirilen, “her şey” ile insanların sorumluluğu gerektiren inanç ve amelleri, iyilik ve kötülükleri; bunların kaydedildiği “kitap” ile de amel defteri veya levh-i mahfûz kastedilmiştir. Âyet, insanların dünyada yaptıklarından hiçbir şeyin Allah’a gizli kalmayacağını, yaptıkları her şeyden hesaba çekileceklerini gösterir. Hesapları görüldükten sonra inkârcılara, “Tadın artık! Bundan sonra size arttırarak vereceğimiz şey ancak azaptır” diye hitap edilir. Hz. Peygamber’in, Kur’an’da en ağır hitabın bu âyet olduğunu söylediği rivayet edilmiştir (Kurtubî, XIX, 182). Durumu açıklayan başka âyetlere göre onların derileri yandıkça yenilenecek (Nisâ 4/56), cehennemin ateşi hafifledikçe de ateş arttırılarak azapları devam edecektir (İsrâ 17/97).


Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 537-538