Kur'an ,Meal ve Tefsir Okuma Alanı. Seslendirmek istediğiniz ayetin üzerine çift tıklayınız.

Mürselât Suresi

581
29 . Cüz
20-24
Ayet
اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۙ
٢٠
فَجَعَلْنَاهُ ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۙ
٢١
اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍۙ
٢٢
فَقَدَرْنَاۗ فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ
٢٣
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
٢٤
Meal
Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı? 20﴿ Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk. 21-22﴿ Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz! 23﴿ O gün vay yalanlayanların haline! 24﴿

Tefsir

“Önemsenmeyen bir su”dan maksat sperm (bk. Kıyâmet 75/37), onun yerleştirildiği “sağlam yer” ana rahmi, “belli bir süre” ise hamilelik dönemidir. Âyetlerde insanın hangi maddeden ve nasıl yaratıldığı açıklanarak Allah’ın neleri yapmaya, yaratmaya kadir olduğuna dair en dikkate değer örneklerden biri ortaya konmuş; böylece yeniden dirilmeyi inkâr edenlere bu inkârlarının temelsiz olduğu gösterilmiştir. 23. âyette insanın yaratılışındaki akıllara durgunluk veren inceliklere, mükemmel düzen ve uyuma, ölçüye ve sonuçta onu yaratan ilâhî ilim ve kudretin genişliğine dikkat çekilmiştir. Böylece insan iki yönden uyarılmaktadır: a) Allah insanı basit, zayıf, genellikle bir sudan yani meniden yaratmış, ana rahminde onu çeşitli aşamalardan geçirerek, maddî ve mânevî kabiliyetlerle donatarak yeryüzünün en mükemmel varlığı haline getirmiştir. Ama insanoğlu nankörlük ederek kendisine paha biçilmez nimetleri lutfeden Allah’a isyan etmektedir. İşte bundan dolayı “O gün inkârcıların vay haline!” buyurularak insanlar uyarılmıştır. b) Âyetlere göre öldükten sonra dirilme olayı mutlaka gerçekleşecektir. Zira basit bir sudan böyle mükemmel insanı yaratıp meydana getiren yaratıcı kudret onu öldükten sonra diriltmeye de kadirdir.

Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 527-528
25-28
Ayet
اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتاًۙ
٢٥
اَحْيَٓاءً وَاَمْوَاتاًۙ
٢٦
وَجَعَلْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَٓاءً فُرَاتاًۜ
٢٧
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
٢٨
Meal
Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı? 25-26﴿ Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi? 27﴿ O gün vay yalanlayanların haline! 28﴿

Tefsir

Arzın, jeolojik yapısı ve bilhassa su kaynakları sayesinde canlılar için uygun ortam ve şartlarda yaratılmış olduğuna dikkat çekilmekte, böylece dolaylı olarak bunun, aklını işletip ibret nazarıyla görenler için, yeniden dirilme olayından daha şaşırtıcı ve daha büyük bir olay olduğu ima edilmektedir (Şevkânî, V, 414).

Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 528
29-34
Ayet
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى مَا كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَۚ
٢٩
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذ۪ي ثَلٰثِ شُعَبٍۙ
٣٠
لَا ظَل۪يلٍ وَلَا يُغْن۪ي مِنَ اللَّهَبِۜ
٣١
اِنَّهَا تَرْم۪ي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِۚ
٣٢
كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌۜ
٣٣
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
٣٤
Meal
Onlara şöyle denecek: "Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin." 29﴿ "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur." 30-31﴿ Şüphesiz cehennem, her biri saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçar. 32﴿ Bunlar sanki birer kızıl devedir. 33﴿ O gün vay yalanlayanların haline! 34﴿

Tefsir

O gün hesaplar görülüp herkesin gideceği yer belli olduktan sonra görevliler inkârcılara, dünyada yalan saymış oldukları cehenneme doğru yürümeleri için âyetlerde geçtiği gibi hitap edeceklerdir. Müfessirler “üç bölüklü gölge”den maksadın cehennem yakıtlarının çıkardığı, üçe ayrılmış yoğun duman olduğunu söylemişlerdir (Taberî, XXIX, 146). Âyetlerde cehennemin fırlattığı kıvılcımların benzetildiği “kasr” kelimesinin farklı anlamları bulunmakla birlikte (bk. Râzî, XXX, 277; Şevkânî, V, 415-416) bunlar içinde cehennem tasvirine en uygun olanı “hurma kütüğü” olduğu için meâlde bu anlam tercih edilmiştir. Kıraat farkları dikkate alınarak 32 ve 33. âyetlere şöyle de mâna verilmiştir: “Cehennem, kütükler gibi kocaman kıvılcımlar fırlatır. Her bir kıvılcım birer sarı (kızgın) deve gibidir” (Şevkânî, V, 416).

Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 530
35-37
Ayet
هٰذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَۙ
٣٥
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
٣٦
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
٣٧
Meal
Bu, konuşamayacakları gündür. 35﴿ Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler. 36﴿ O gün vay yalanlayanların haline! 37﴿

Tefsir

Bu âyetlerde kıyamet ve mahşer gününde suçluların konuşmalarına ve mazeret göstermelerine izin verilmeyeceği bildirilirken başka âyetlerde onların konuşacakları ve tartışacakları belirtilmiştir (meselâ bk. En‘âm 6/23; Zümer 39/31; Fussılet 41/21). Ancak bunu, âyetler arasında çelişki bulunduğu şeklinde yorumlamamak gerekir. Zira bu farklı âyetlerde âhiretin farklı sahneleri tasvir edilmektedir.

Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 530
38-40
Ayet
هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِۚ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّل۪ينَ
٣٨
فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَك۪يدُونِ
٣٩
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ۟
٤٠
Meal
Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır. 38﴿ Eğer bir tuzağınız varsa haydi bana tuzak kurun! 39﴿ O gün vay yalanlayanların haline! 40﴿

Tefsir

“Ayırım günü”nden maksat hakkın bâtıldan, haklının haksızdan, inananın inkâr edenden ayırt edileceği yargı günüdür. Allah o gün gerek Kur’an’ın hitap ettiği topluluğu ve sonraki nesilleri, gerekse Kur’an’ın inmesinden önce gelip geçmiş bütün insanları mahşerde toplayıp aralarında hükmünü verecektir (krş. Vâkıa 56/49-50). Bir yoruma göre “siz ve sizden öncekiler” ifadesiyle bilhassa Hz. Peygamber’in muhatapları olan Arap müşrikleriyle önceki dönemlerin inkârcıları kastedilmiştir. Âyetin özellikle tehdit ve uyarı amacı taşıdığı dikkate alındığında bu yorum daha isabetli görülebilir. Nitekim 39. âyet de bu yorumu desteklemektedir. Burada inkârcılara, “Bir planınız varsa haydi bana karşı uygulayın planınızı!” denilerek hak ettikleri cezadan kurtulma hususunda bir çareleri varsa onu kullanmaları istenir; ancak bu istek, gerçekten onların bir çare bulmaları için değil, içine düşecekleri çaresizliği ortaya koymak içindir.

Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 530-531
41-45
Ayet
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي ظِلَالٍ وَعُيُونٍۙ
٤١
وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ
٤٢
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
٤٣
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
٤٤
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
٤٥
Meal
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler içinde ve pınar başlarındadırlar. 41﴿ Canlarının çektiği meyveler içerisindedirler. 42﴿ "Yapmakta olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin için." 43﴿ Şüphesiz biz iyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız. 44﴿ O gün vay yalanlayanların haline! 45﴿

Tefsir

Râzî, Şevkânî gibi müfessirler, sûrenin bütünündeki konuların uyumunu dikkate alarak bu âyetlerde âhiretteki durumları özetlenen “takvâ sahipleri” ile bilhassa Allah’a ortak koşmaktan sakınan müminlerin kastedildiğini belirtirler. Râzî âyetteki takvâ kelimesinin itaatkâr olan ve olmayan bütün müminleri kapsadığını önemle hatırlatır (XXX, 281-282; Şevkânî, V, 417). Ancak gerek takvâ kavramının Kur’ân-ı Kerîm’deki genel anlamı gerekse burada “takvâ sahipleri”nin niteliğini ve ödüllerini açıklayan 43-44. âyetler, kavramın burada da hem imanı hem itaati kapsadığını göstermektedir.

Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 531
46-47
Ayet
كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَل۪يلاً اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ
٤٦
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
٤٧
Meal
Ey inkar edenler! (Dünyada) yiyin ve birazcık yararlanın! Şüphesiz sizler suçlularsınız. 46﴿ O gün vay yalanlayanların haline! 47﴿

Tefsir

Takvâ sahiplerini öven ve onlara âhiret mutluluğunu müjdeleyen ifadelerin ardından, putperestlere yöneltilen “... yiyin, biraz daha faydalanın!” şeklindeki tehdit ifadesiyle –takvâ sahiplerinin duyarlı ve sorumlu yaşayışlarının aksine– yiyip içmenin ötesinde bir kaygı taşımadan sorumsuzca geçirilen bir hayatın gerçekte ne büyük bir ziyan olduğu anlatılmaktadır. Dünya nimetleri ne kadar bol olursa olsun insan ömrü kısa, dünya ise fânidir; sonuçta suçluların gideceği yer cehennemdir. Bu nedenle onlar hakkında da, “Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!” buyurulmuştur.

Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 531
48
Ayet
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ
٤٨
Meal
Onlara, "Rükû edin (namaz kılın)" dendiği zaman rükû etmezler. 48﴿

Tefsir

Bu âyetle ilgili üç yorum yapılmıştır: 1. Sakifliler hakkında inmiştir. Hz. Peygamber kendilerine namazla ilgili âyetleri tebliğ ettiğinde onlar, “Namazı bizden kaldır; biz eğilemeyiz, bu bizim için bir ardır” demişler. Hz. Peygamber de “Rükûu ve secdesi olmayan dinde hayır yoktur” buyurarak onların yersiz isteklerini reddetmiştir (Şevkânî, V, 417). 2. İman etmeden ölenlere âhirette, “Allah’ın huzurunda eğilin” denilecek, fakat kendilerinde eğilme gücü bulamayacaklar. 3. Âyetteki “eğilme” (rükû) kelimesiyle genel olarak Allah’a itaat ve saygı kastedilmiştir.

Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 531-532
49
Ayet
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
٤٩
Meal
O gün vay yalanlayanların haline! 49﴿

Tefsir

50
Ayet
فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ
٥٠
Meal
Onlar artık ondan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar? 50﴿

Tefsir

“Bu” zamiriyle Kur’ân-ı Kerîm kastedilmiştir. İman edilecek en doğru söz Kur’ân-ı Kerîm’dir. Kuşkusuz bütün sözler içerisinde en doğrusu, en aydınlatıcısı, en inanılır ve güvenilir olanı, ayrıca inanıp izleyenlere en yararlı ve kurtarıcı olanı Allah’ın sözüdür. Çünkü En‘am sûresinin 115. âyetinde “Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır” buyurulmuştur. Sûrenin genelinde inkârcıların yanlış inanç ve tutumları ve bu yüzden uğrayacakları uhrevî cezalar hakkında bilgi verildikten sonra kurtuluş yolunun Kur’ân-ı Kerîm’e inanıp onu izlemek olduğunu bildiren âyetle sûre son bulmaktadır. Her yönüyle mûcize olan Kur’an’a iman etmeyen inkârcıların, artık iman edecekleri herhangi bir sözün veya bir kitabın bulunmadığına işaret edilmektedir.

Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 532