Kur'an ,Meal ve Tefsir Okuma Alanı. Seslendirmek istediğiniz ayetin üzerine çift tıklayınız.

Beled Suresi

595
30 . Cüz
8-16
Ayet
اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِۙ
٨
وَلِسَاناً وَشَفَتَيْنِۙ
٩
وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِۚ
١٠
فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَۘ
١١
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْعَقَبَةُۜ
١٢
فَكُّ رَقَبَةٍۙ
١٣
اَوْ اِطْعَامٌ ف۪ي يَوْمٍ ذ۪ي مَسْغَبَةٍۙ
١٤
يَت۪يماً ذَا مَقْرَبَةٍۙ
١٥
اَوْ مِسْك۪يناً ذَا مَتْرَبَةٍۜ
١٦
Meal
Ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi? 8-9﴿ Ve ona iki yolu göstermedik mi? 10﴿ Fakat o, sarp yolu göze alamadı. 11﴿ O sarp yol nedir, bilir misin? 12﴿ Köle âzat etmektir. 13﴿ Veya bir kıtlık gününde yakını olan bir yetimi yahut aç açık bir yoksulu doyurmaktır. 14-16﴿

Tefsir

İnsana lutfedilen duyu organlarından söz edildikten sonra ona, “iki yol”un da gösterildiği belirtilmektedir. Duyu organları dış dünyadan bilgi edinme araçlarıdır; “iki yol” ise genellikle “iyilik ve kötülük yolları” olarak açıklanmış olup bu ifade insanın, olgular ve eylemler üzerine “doğru-yanlış, iyi-kötü” şeklinde hüküm verme ve tercihte bulunma yetenekleriyle donatıldığı anlamına gelir. Böylece bu iki kısa âyette veciz bir üslûpla Allah Teâlâ’nın insana bilgi edinme, düşünüp yargıda bulunma ve seçim yapma yetenekleri lutfederek bu yetenekleriyle onu yeryüzünün en seçkin varlığı halinde yarattığı anlatılmaktadır. Bu yetenekler aynı zamanda insanın bir ödev ve sorumluluk varlığı olmasını da gerektirmiştir. İşte 11. âyette bu sorumluluğu yerine getirmeyenler kınanmakta; ardından da o dönem toplumunun en ağır sorunlarıyla ilgili başlıca ödevler sıralanmaktadır. Bunlar, köleleri özgürlüklerine kavuşturmak, yetimi ve yoksulu doyurmak, birbirine sabırlı ve merhametli olmayı tavsiye etmektir. İslâm’ın sosyal ahlâkının kapsamlı bir özeti olan bu ifadeler, eski deyimiyle tahdîdî değil tâdâdîdir; yani sınırlayıcı değil, örnek göstericidir. Kuşkusuz iyilikler imanla birlikte değer kazanacağı için 17. âyette inananlardan olma şartı da getirilmiştir. Buradaki “inanma”, “yapılan iyiliğin faydasına ve gerekliliğine inanma” olarak da yorumlanmıştır (bk. Şevkânî, V, 521). Rivayete göre Hakîm b. Hizâm adlı bir sahâbî, Hz. Peygamber’e, “Yâ Resûlellah! Vaktiyle ben Câhiliye döneminde sadaka verir, köleleri özgürlüklerine kavuşturur, akrabalarımla yakından ilgilenir, buna benzer iyilikler yapardım. Bunlardan sevap kazandım mı, ne dersiniz?” diye sorunca Hz. Peygamber, “Müslüman oldun ve artık bütün o iyiliklerinin sevabını alacaksın” buyurmuşlardır (Müsned, III, 402). 18. âyet iyilik ve doğruluğun, iyi müslüman olmanın sözde değil, yukarıdaki âyetlerde çerçevesi çizilen bir inanç, zihniyet ve yaşayışta olduğunu göstermektedir. Allah’ın âyetlerinin gösterdiği yol budur. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler ise bu yoldan da sapmış olacakları için 19. âyette onlar, “bâtılın ve erdemsizliğin yanında olanlar” diye anılmıştır; son âyette de bunların nihaî âkıbeti hatırlatılmıştır.


Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:626-627
17
Ayet
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِۜ
١٧
Meal
Sonra iman edip birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve acımayı öğütleyenlerden olmaktır. 17﴿

Tefsir


18
Ayet
اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ
١٨
Meal
İşte bunlar hakkın ve erdemin yanında olanlardır. 18﴿

Tefsir


19
Ayet
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا هُمْ اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ
١٩
Meal
Âyetlerimizi inkâr edenler ise bâtılın ve erdemsizliğin yanında olanlardır. 19﴿

Tefsir


20
Ayet
عَلَيْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ
٢٠
Meal
Onların hakkı, üzerlerine kapatılmış bir ateştir. 20﴿

Tefsir


Şems Sûresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla

Nüzûl

         Mushaftaki sıralamada doksan birinci, iniş sırasına göre yirmi altıncı sûredir. Kadir sûresinden sonra, Bürûc sûresinden önce Mekke’de inmiştir.

Adı/Ayet Sayısı

         Sûre adını 1. âyette geçen “güneş” anlamındaki şems kelimesinden almıştır.

Konusu

        Sûrede bazı önemli kozmik varlıklara ve olaylara yemin edilerek insan tabiatına hem iyilik hem kötülük eğilimlerinin verildiği bildirilmiş; bu eğilimlerini doğru kullanmayanların akıbetine örnek olmak üzere Semûd kavminin helâk edilişi anlatılmıştır.
1-10
Ayet
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَالشَّمْسِ وَضُحٰيهَاۙۖ
١
وَالْقَمَرِ اِذَا تَلٰيهَاۙۖ
٢
وَالنَّهَارِ اِذَا جَلّٰيهَاۙۖ
٣
وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰيهَاۙۖ
٤
وَالسَّمَٓاءِ وَمَا بَنٰيهَاۙۖ
٥
وَالْاَرْضِ وَمَا طَحٰيهَاۙۖ
٦
وَنَفْسٍ وَمَا سَوّٰيهَاۙۖ
٧
فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙۖ
٨
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙۖ
٩
وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ
١٠
Meal
Yemin olsun, güneşe ve kuşluğuna; 1﴿ Işığı onun ardından geldiğinde aya; 2﴿ Onu (dünyayı) aydınlattığında gündüze; 3﴿ Onu karanlıkla örttüğünde geceye; 4﴿ Göğe ve onu kurana; 5﴿ Yere ve onu yayıp döşeyene; 6﴿ Nefse ve onu (insanın özü olarak) şekillendirip düzenleyene; 7﴿ Ona kötü ve iyi olma kabiliyetlerini verene! 8﴿ Nefsini arındıran elbette kurtuluşa ermiştir. 9﴿ Onu arzularıyla baş başa bırakan da ziyan etmiştir. 10﴿

Tefsir

Bu tür doğal varlıklar ve olaylar üzerine yemin edilmesi hem evrenin genel düzenine, bunun insanlar için taşıdığı faydalara ve bu düzeni yaratıp yaşatan ilâhî kudretin büyüklüğüne hem de sonraki âyetlerde ele alınan konunun önemine dikkat çekmeyi amaçlar. “Kuşluğu” diye çevirdiğimiz duhâhâ tamlamasına “güneşin ışığı, aydınlığı, sabah vakti, gündüz” gibi mânalar da verilmiştir (Şevkânî, V, 524). Ayın yani ışığının güneşin ardından gelmesi, ışığını ondan almasını veya güneş batınca ardından ayın doğmasını yahut ayın ilk göründüğü hilâl durumunu ifade eder. 7. âyette insan (nefs) üzerine yemin edilmesi onun fıtrî üstünlüğüne işaret eder. “Nefsin (insanın özü olarak) şekillendirilip düzenlenmesi”nden maksat ona maddî ve mânevî güçlerin yerleştirilmesi, her gücün yapacağı görevin tayin edilmesi ve nefse bu güçleri kullanacak organların verilmesidir. 8. âyetteki fücûr her türlü kötülüğü, günah ve sapmayı; âyette fücûrun karşıtı olarak kullanılan takvâ ise burada doğruluk, iyilik ve hak yolda kararlılığı ifade eder. Aynı âyetteki elheme fiilinin masdarı olan ilham, bu bağlamda fücûr ve takvâ kelimeleriyle birlikte değerlendirildiğinde, “Allah Teâlâ’nın insanın fıtratına doğru ve yanlışı, iyilik ve kötülüğü, günah ve sevabı bilme, tanıma, ayırt etme, birini veya diğerini seçip yapma gücü ve özgürlüğü vermesi”; dolayısıyla “insanın her türlü deney ve öğrenimden önce, apriorik olarak bu yeteneklerle donanmış bulunması” şeklinde açıklanabilir. Böylece Kur’an’ın insan anlayışının bir özeti sayılabilecek olan 7-8. âyetler, insanın ahlâkî bakımdan çift kutuplu bir varlık olduğunu, iyilik veya kötülük yollarından dilediğini seçebilecek bir tabiatta yaratıldığını ve onun kurtuluş veya mahvoluşunun bu seçime bağlı bulunduğunu göstermektedir.


Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:629-630
11-15
Ayet
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَاۙۖ
١١
اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَاۙۖ
١٢
فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّٰهِ نَاقَةَ اللّٰهِ وَسُقْيٰيهَا۠
١٣
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَاۙۖ فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَاۙۖ
١٤
وَلَا يَخَافُ عُقْبٰيهَا
١٥
Meal
Semûd kavmi, hak tanımazlığı yüzünden (peygamberini) yalanladı. 11﴿ En azılısı cüretle ileri atıldığında; 12﴿ Allah’ın elçisi onlara, "Allah’ın (mûcize olarak) verdiği deveye ve onun su hakkına dokunmayın" demişti. 13﴿ Fakat onlar ona inanmayıp deveyi kestiler. Bunun üzerine rableri, günahları sebebiyle onlara ardı arkası kesilmez felâketler göndererek hepsini helâk etti. 14﴿ O, yaptığının sonucundan korkacak değildir. 15﴿

Tefsir

Başka sûrelerde örnekleri görüldüğü gibi burada da geçmiş bir kavmin hikâyesinden konuyla ilgili bir kesit verilmiştir. 8-10. âyetlerde insanın hayır veya şer yollarından birini seçebileceği, bu imkâna sahip olarak yaratıldığı bildirildikten sonra nihaî kurtuluşun da yıkımın da bu seçime bağlı bulunduğu uyarısı yapılmıştı. İşte 11-15. âyetlerde bu seçimi yanlış yapanlardan bir örnek ve insanlara bir ibret olmak üzere geçmişten bir topluluğun, Semûd kavminin yanlış seçimi ve bu yüzden başlarına gelen büyük felâket hatırlatılmıştır (bilgi için bk. A‘râf 7/73-79; Hûd 11/61-68).


Dipnot

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:630